anadolunun hafızası

“ANADOLU’NUN HAFIZASI”

Tarihi kitaplardan öğrenmek mümkün. Kitaba giren tarih, çıktığı mertebeden gündelik hayatı ve onun içindeki “gerçek” insanları görmez; miyoptur. Savaşın, ayrılığın, göçün, kalp sızılarının, kar kaplayan yolların tarumar ettiği insanları yazmaz… Bu insanların sesi, türkülerde mahfûz; türküler Anadolu’nun Hafızası…

Filmlerde meşhur sahnedir, hafızasını kaybeden kimseye sorarlar: Kimsin sen? Neden burdasın? Cevap yok! Hafızasını kaybeden, kim olduğunu da unutur. Geç-miş, ânı/şimdiyi inşa eder. Türkülere kulak kesildiğimizde, geçmişi işitir ama bu sesle şimdiyi idrak edebiliriz.

Bir müzisyen ya da müzikolog değilim. Bunlar benim sabrıma galip. Tuhaf ama enstrüman yapımcısı ve hukukçuyum! Müziğe hevesim bâki… Yıllardır dinletiler yapar dururdum. Söylediğimiz türkülerde saklanan hikâyeler, sırlar hep ilgimi çekti. Kurduğumuz grubun adı da o yüzden “Ses ve Sır” idi. Sesin içinde sırlar vardır! Akort boşluklarında anlatacak hikâyeler ararken baktım ki Anadolu’nun bütün tarihi türkülerde var. Daha akademik bir deyimle “mikro” ya da “sosyal” tarih. O yüzden konser değil de konserkonferans: “konserans” oldu bu; Cinuçen Tanrıkorur’un konserlerine öyle derlermiş.

Fotoğraflar, ses ve görüntü kayıtları eşliğinde, derlemelerden, müzik yasağına, mükellef kanunundan, Âşık Veysel’in ilk filmine bir yığın ilginç ayrıntı ile birlikte söyleyeceğiz bu türküleri. Bu türküler, artık üretilmeyen bir müzik geleneğinin parçaları. Sadece hatırlamaya çalışıyoruz. Tüketmek, almak, satmak için değil; hatırlamak…